Hatırlar mısın? Eskiden bizim güzel günlerimiz vardı.
Haftasonları erkenden kalkıp televizyonda çizgi film izlerdik. Disney çocuk filmlerimiz vardı. Sonra öğleden sonraları arka bahçede, komşu bahçesinde yaptığımız maçlar vardı. Komşu bahçeler tek kaçılacak ve en macera dolu yerlerdi o zamanlar…
Komşu bahçelerden meyve aşırırdık, sanki dünyadaki en büyük kazancımız o olacakmışçasına ceplere doldurup kaçardık.
Eskiden su problemimiz yoktu, ödeyeceğimiz faturalarımız, yakacak odun kömür, doğalgaz derdimiz yoktu. Canımız istediğinde açıp musluğu kana kana içtiğimiz sularımız vardı, dallarından meyve yiyebildiğimiz ağaçlarımız vardı.
En uzak nokta sadece komşulara yada akrabalara misafirliğe gitmek yada yatıya kalmaktı. Yol parası, giyim kuşamımıza titizlik yoktu. En güzel zamanlar ailemiz olmadan yalnızca yaşıtlarımızla geçirdiğimiz zamanlardı.
Sonra büyükdük!
Okul ilgi çekici bir mekandı, sınavlar ve öğretmenlerin kuralları olmasa aslında okul en güzel yerdi. İlk orada farklı gözle bakardık kızlara ve ilk orada kalbimizde birşeyler farklılaşırdı.
Harçlıklarımız vardı, bize göre daha büyük para yoktu. En çok istediğimiz şey ev yada araba değil sadece bir oyuncaktı. Hedeflerimizi daha büyütmemiştik ve onlar minik minik içimizde yeşeriyordu.
Ortaokul dönemimiz aslında rüzgar gibi geçmişti. Kızların güzelliğini, insanların çekilmezliğini, içimizdeki özgürlüğü orada farketmiştik. Yalnızca gezmek ve tozmak, kızların üzerindeki sır perdesini aralamak bize herşeyden daha önemli gelmişti. Ama okuldaki öğretmen sayımız artmış, çevremizdeki arkadaşlar hırçınlaşmış, insanlar renklerini bırakmaya başlamışlardı.
Lise dönemimiz hem isyan hem de endişeyle geçmişti. Kızlar serpilmiş, hocalar delirmiş, ailelerse daha fazla çalıştırmak için seferber olmuştu. Dışarıda yapabilecek onlarca şey varken ders yapmak, hayatı tanımak varken meslek seçmek zor gelmişti. Düzenin gereğini yerine getirmek için at yarışımız başlamış, istemediğimiz yollar, adını bilmediğimiz meslekler, ne olduğunu anlamadığımız bölümler arasında seçime zorlanmıştık.
Biz aslında insandık, O’nun yarattığı varlıklardık. Sonra hayatımıza sunilikler girdi. Suyumuzu içemez, meyvemizi yiyemez olduk. Hayattaki amacımız bir kaç fatura, biraz dinginlik ve azıcık mutluluğa satıldı. Artık en büyük hedefimiz hayatta kalabilmek oldu. Komşu bahçelerimiz yok artık. Ağaçlarımızı kestiler, meyvelerimizi zehirlediler. Arkadaşlarımıza güvenemez, evlerimize sığamaz, sevdiğimiz işleri yapamaz olduk.
Sanırım Kolay gün dündü. Yarın zor bir gün daha geliyor…
İlgili başka bir haber bulunamadı.
Murat K.-Beyin Ereksiyonu
Sadece kendi beyninin içinde yaşama! Önemli olan başka beyinlerde de yaşayabilecek işler yapmak.




Ocak 26th, 2010 at 20:42
Yorumlarınızı beklerim
This comment was originally posted on FriendFeed
Ocak 27th, 2010 at 03:50
Enteresannn!! Bu saat olmuş hiç yorum yapılmamış… Neyse buna da şükür
This comment was originally posted on FriendFeed
Şubat 12th, 2010 at 17:22
ben bukadar güzel dökemezdim içimdekileri. çocukluğum ve bugünümü hep karşılaştırıyorum ve bugün mutsuz olduğumu görüyorum. şimdi yazınızı okurken içimden bir ses bunun nedenini söyledi bana. çocukken gerçekleşmesi daha muhtemel şeyleri bekliyorduk…. aslında blogdqaki tüm yazılarınızı okudum şimdi. son olarak bu yazıya yorum bırakmak istedim. ağzınıza, yüreğinize sağlık…
Şubat 15th, 2010 at 02:10
Çiğdem hanım çok teşekkürler. Beğenmenize çok sevindim. Elimden geldiğince yalın bir dille hissettiklerimi yazmaya çalışıyorum… Sevgiler