Arabesk – Mutlu Yıllarımızın Müzikali

Geçtiğimiz hafta uzun süredir söz verdiğim ve gidemediğim için kendimi suçlu hissettiğim bir şeyi yaptım. Tiyatroya gittim. 25 yıllık arkadaşım İrfan Kangı’nın yazdığı ve bir o kadar sevdiğim Dost Elver’in yönettiği Arabesk müzikalini izlemek için Profilo Kültür Merkezi’ndeydim. İşte şimdi bu oyuna dair düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim…

(more…)Tagged : / / / / / / / / / / / / /

Internet’te Güvenli Platform ve Uygulama Kaldı mı?

Her sene farklı farklı yerlerde patlak veren kişisel verilerin çalınması, paylaşılması yada pazarlanması konusu aslen internet dünyası ile yakından ilgilenen kişiler için çok şaşırtıcı bir durum değil.
Özellikle son haftalarda Facebook ve Cambridge Analytica ile başlayan daha da ön plana çıkan bu konuda şimdilerde insanların aklına “Peki güvenli bir alan yok mu? Verilerimiz bunların elinde mi komple abi ya?” sorularını daha çok gündeme taşıdı.

Öncelikle evet artık güvenli bir alanımız kalmadı. Ama bunu biraz da biz yani insanlar kendi eliyle yaptı. Sosyal medya’nın temellerinin atıldığı IRC döneminden bu yana bir çok küçük yada büyük girişimci oluşturdukları yapılarda attığınız her adımı bir bir kaydetmeye başladı. Aslen bunu yapmaları da gerekiyordu çünkü bu ekosistem içinde varlıklarını sürdürmeleri için bu önemli verileri analiz edip sonraki adımlarını belirlemeleri gerekiyordu. Ancak sosyal medya ve dijital iletişim o kadar hızlı büyüdü ve hayatımıza o kadar hızlı girdi ki bu değişim sırasında kimse bunun arkasını gerçek anlamda eşelemedi yada eleştirmedi.

Peki biz buna nasıl boyun eğdik diyecek olursanız bunun ilk başlangıçlarından biri mail servisleri ile karşımıza çıkıyor. Google, Yahoo, AOL vb. bir çok dünya devi şirketin sunduğu ve uzun süredir kullandığınız mail adreslerinizdeki milyarlarca mail üzerinden ne konuşmalar yaptınız, kimlerle iletişime geçtiniz, kimlere neler gönderdiğiniz ve neler aldığınızı bir düşünsenize?

Sonrasında hayatımıza Facebook platformu girdi. Adımız, soyadımız, doğum tarihimiz, yediğimiz içtiğimiz, gittiğimiz mekanlar, arkadaşlarımız, ailemiz, iş ve sosyal çevremiz gibi zilyon tane olayı kendi elinizle oraya yükledik. Amcamlarla yemek qeyfiii, kız arkadaşımla tatil pozları, eşimle mangal zamanı başlıklı kaç milyar içerik olduğunu hayal edin bir de… İşte bunları yaparken hiç kimse bir gün bu verilerin çalınabileceğini, adımıza kullanılabileceğini, hatta son olayda olduğu gibi siyasi görüşünüze göre size karşı kullanılabileceğini düşünmedi. Düşünmez de! Neden? Çünkü bu insanların sosyal çevrelerinde yaptıkları bir ego tatmini. Bir çeşit kendini tatmin aracı haline geldi.

Peki yeniden bugüne döndüğümüzde güvenli bir alan arama düşüncesine sizi iten ne? Tamam artık bilgilerinizin güvende olmadığını fark edip bir posta ter attığınıza göre daha net tehlikelere gelelim.

Şimdi elinize telefonunuzu alın ve içinde yüklü olan uygulamalara bakın.
Şimdi bu telefonda bulunan uygulamaların hangisini yüklediğinizde size sorulan izinlere onay verdiğinizi, kullanmaya başladığınızda bir süre sonra sizden hangi teknik detaylara ulaşmak istediğine dair sorduğu soruları düşünün. Ben size kısaca sorularını ve potansiyel tehlikeleri sıralayayım.

Bu uygulama albümünüze erişmek istiyor. Onayla?

Açıklaması: Şimdi canısı ben artık senin fotoğraf albümüne erişebilirim, içerisinde bulunan materyaller üzerinde işlem yapabilir, albümüne içerik kaydedebilir, kaydedilmiş içerikler üzerinde değişiklik yapabilirim. Ondan sonra da seni uzaktan izleyip kıs kıs gülebilirim. Hatta bunu şimdi yapıyorum. Hahaha!

Bu uygulama kamera kullanımına ihtiyaç duyuyor. Onayla?

Açıklaması: Kanka şimdi cihazındaki kamera uygulamasını hem sen istediğinde hem de ben istediğim zamanlarda açabilirim. Senin çektiğin fotoğraflara yada videolara göre kendime veri alabilirim. Kameran benim elimde, sen “küçük bi onay verdim ne olacak yeaaa” diye düşün. Ok öptüm kib bye

Bu uygulama mikrofona erişmek istiyor. Onayla?

Açıklaması: Uygulama içerisinde mikrofondan ses kaydına ihtiyacım var. Ancak eğer istersem senin herhangi bir zamanda sesini de kaydedebilirim. Ne var bunda canım belki seni özlediğimde dinlemek istiyorum. Ha tabi yapacağım ses kaydını analiz ederek senin söylediklerine göre sana internet üzerinde reklam da gösterebilirim.  Sonra senin söylediklerinden hareketle sana ilgi duyabileceğin içerikler gösterebilirim. Yani seni istediğim gibi kullanabilirim. Anladın?

Sana bildirimler göndermek için onayına ihtiyacımız var. Onayla?

Açıklaması: Sen her ne kadar Spam SMS sevmesen dahi nasıl olsa bizim uygulamayı yükledin. Artık daha medeni şekilde sana uygulama içerisinden mesajlar gönderebilirim. Hatta istersem senin benim uygulamamda onay verdiğin diğer özelliklerden hareketle (mikrofon, kamera) aktivitelerini gözlemleyip senin en müsait zamanlarını analiz ederek o bildirimleri sana en doğru zamanlarda gönderebilirim. E sen de eşek değilsin kabul et!

Bu uygulama telefon defterine erişmek istiyor. Onayla?

Açıklaması: Hacım şimdi sen zaten elimizdesin. Bi çeşit bizim evin çocuğu oldun gibi yani. Şimdi ikinci adımda bizimle işbirliği yapman lazım. Neden çünkü bize sadece senin verilerin nasıl yetsin? Şimdi paşa paşa o tuşa bastığına göre ben senin rehberindeki isimleri alırım, onları platformlar üzerinden doğrulayıp senin arkadaşlarının, yedi ceddinin hatta sülalenin öhmmm… verilerini alır onları da kendime kul köle etmek için kullanabilirim. Peki bunu nasıl mı yapacağım? Alırım o verileri, o telefonlar kime aitse sosyal medya platformlarında hedeflerim, onların karşısına reklamlarımı çıkarırım, “Bak Seyfi de bu uygulamayı kullanıyo senin ondan neyin eksik” derim ve düdüğü öttürürüm. E zaten bu uygulama gibi başka uygulamalarım da var. Baktım eğlenmeyi seviyo “Gel bizim uygulamaya ver verilerini senin adının anlamını kızılderili dilinde söliim” derim. Ne bileyim “Benim x uygulamamı yükle de senin çevrendekiler seni telefonuna nasıl kaydetmiş gör” derim.  Yani bizde yol çok sen sıkma canını…

Bu uygulama sizin telefon görüşmelerinize ve mesajlaşma bilgilerinize erişmek istiyor. Onayla?  (Bu işin sıvama versiyonu, bunu da isteyen sürüyle uygulama var)

Açıklaması: Buna onay verdiğine göre oğlanın düğününü yaptık demektir. Senin aramalarının ses kayıtlarını alırım, kimi aramışsın, kiminle daha çok görüşmüşsün, hangi markaların telefonlarına ilgilisin bakarım. SMS üzerinden kimler sana ulaşıyor, hangi markalar ile daha fazla iletişimde oluyorsun öğrenirim. Sonra baktım sen bu konularda yetkili bi abiye benziyorsun o zaman alırım datalarını telefon operatörlerine, markalara vb. üçüncü partilere kanıtlarıyla birlikte pazarlarım. Sen o oyunda iki kuşu bi kutuya sokmaya çalışırken ben senin sülaleni sıradan geçiririm. Yani konu kapanmış sıkma kendini gevşe canımmm.

Bu uygulama senin adına paylaşım yapmak istiyor. Onayla?

Açıklaması: E bizim uygulamayı yükledin, e sabah akşam elinden düşürmediğine göre belli ki beğendin. Neden arkadaşların bundan mahrum kalsın ki? Sen onayı verdin zaten, ben şimdi onlara afilli bir mesaj çakarım hepsi gelir daha güzel ortam yaparız. Ha bazen bu mevzu biraz maraz çıkarabiliyor ama onunda yolunu buldum. Senden bilgileri aldım ya bir süre beklerim. Hepsinin senin profilin üzerinden aktivite zamanlarını analiz eder en müsait zamanda koyarım çocuğu! Naabalım be karşim geçim dünyası biliyosun.

Bu uygulama aktif konumunu kullanmak istiyor. Onayla?

Açıklaması: Canım şimdi biz verileri senden alıyoruz ya, haliyle zincir mağazasıdır, turizm firmasıdır  benzeri bir sürü işte kullanmak için elimizde tutuyoruz. E şimdi sen gittin tatile, markalar “x abimiz tatile bizim buralara gelmiş önüne bir reklam düşürmeyelim mi?” demezler mi? Onların da seni sömürmeye hakkı yok mu?
Ayrıca ben bu uygulamamda kullanmasam da Y uygulamam üzerinden sen ordasın diye sana özel fırsatlar sunmayayım mı? E bizim çocukların karnı nasıl doyacak? Bunları hiç düşündün mü? Neyse daha fazla birbirimizi kırmayalım. Zaten verdin onayı sonra görüşürüz.

Bu uygulamayı kullanmak için Facebook arkadaş listene erişim izni vermelisiniz? Onayla?

Açıklaması: Canım benim tamam anladım arkadaşların adının anlamını, en çok hangi ünlüye benzediğini, hangi ünlü ile aynı kaba mıçtığını görmek isterken sen de mahrum kalmak istemiyorsun. Haklısın balım, haklısın kuzum! İşte bu verdiğin izinle sen amacına kavuşacaksın ben de senin tüm arkadaş listene, onların yedi ceddine ulaşıp verilerini alacağım. Sonucunda sen 2 dakikalık zevk için benimle bunları paylaşacaksın ama günün sonunda kalelerde saraylarda ben yaşayacağım. E ama benim de Ferrari almaya, arkadaşlarımla İbiza’da partilemeye hakkım yok mu? var dimi var var…

Yani peki bittik mi?

Günün sonuna geldiğimizde diyeceğim şudur. Verilerin işlenmesi, analizi ve pazarlanması 2000’li yıllardan önce başlamış olan bir konu olup halen dünya çapında kontrol altına alınamamıştır ve alınması da kolay kolay mümkün olamaz. Bu konuda web üzerinde haberler okuyabilir, araştırma yapıp markaların bu başlıktaki düşüncelerini görebilirsin. Ancak işin arkasındaki karanlık bölgeyi bilmen mümkün değil.
Neden Facebook, Twitter, Instagram, WhatsApp (ki instagram ve WhatsApp’da aslen Facebook) vb. dünya devleri bu kadar büyük veri merkezleri kurup adını telafuz edemeyeceğimiz büyüklükteki verileri elinde tutuyor bir düşünsene! Biz bu bilgileri kesinlikle başkaları ile paylaşmıyoruz açıklamaları sence gerçekten ama gerçekten samimi mi?

Yani işin özü, tüm bilgilerin, banka aktivitelerin, yaptığın alışveriler, evine verdiğin yemek siparişleri, ilgi alanına dair yaptığın paylaşımlar, gittiğin yerler, özel günlerin, ailene ait alt detaylar, aldığın hediyeler, gönderdiğin çiçekler ve daha bu yazıda toplayamayacağım tüm başlıklar bu markaların zaten eline geçmiş durumda. Bu sebeple internet üzerinde ister sosyal detoks yap, ister hesaplarını kapat, ister hesaplarından kayıtlı içerikleri silip kendini güvene aldığını düşün yada otur ağla ama gerçek şu ki internet üzerinde kesinlikle bilgilerin güvende olmayacak.

Son 15-20 gündür piyasamızın bir çok yetkili abileri televizyonlarda ve internet üzerinde “Şimdi ne olacak? Bu işin sonunda kullanıcılar kendini nasıl koruyabilir?” başlıklı açıklamalarını gülerek takip ediyorum. Çünkü verilerden oluşan bu ekosistemde devamlı olarak yeni uygulamalar, yeni platformlar ve ihtiyaç duyacağınız yeni uygulamalar çıkmaya devam edecek. Kısaca ya bu deveyle selfie çektirip paylaşacaksın yada bu dünyanın nimetlerine karşı ruhunu satacaksın. Başka yolu yok!

Not: Sen şimdi bu yazıyı okurken ben site istatistiklerinden yaptığın şeyleri, kaç kişinin bu sayfada bu yazıyı okuduğunu, kimlerin hangi sayfada zaman geçirdiğini ve hatta şu anda bu satırları okurken mouse’ını hangi yöne oynattığını, hangi işletim sistemiyle hangi şehir / ilçeden giriş yaptığını biliyor olacağım. İşte bu dünya bu kadar şeffaf…

Tagged : / / / / / / / / /

Aile Arasında Bir Komedi

Uzun süredir sinema filmi izlemek için sinemaya gidemeyen ben 2018’in ilk gününde Aile Arasında filmini izlemek için sinemaya gittim. Peki nasıl buldum? Gelin anlatayım!

Öncelikle Türk sinema filmlerinde bence son yıllarda oluşan kalite düşüklüğünü savunan biri olarak bu algıyı kıracak bir film ortaya çıktığını söyleyebilirim. Çok mu kaliteli? Hayır, çok mu reklam dolu? Gizliden gizliye… Film ilk vizyona girdiği hafta Gülse Birsel’in konuk olduğu bir programda bu projenin kendisinin ilk uzun metraj çalışması olduğunu dinlemiştim. Kendisi günümüzün şartlarındaki parçalanan aile olgusunu kendi üslubuyla yorumlayarak ve içine de zeki bir mizahi taraf ekleyerek bu filmi ortaya çıkarmış. Film aslında hem günümüzdeki ekonomik darboğazın yirmi küsür senelik bir evliliği nasıl bir anda parçaladığını, hem bir esnafın bu ekonomik ortamda nasıl zarar gördüğünü hem de söylenen pembe yalanların hayatı ne hale getirebileceğini esprili bir dille anlatmış.

Oyunculara Gelecek Olursak

Ana karakterler olan Demet Evgar ve Engin Günaydın’ın performansları gerçekten iyiydi. Gülse Birsel işin senaristi olduğundan kendisini daha az planı olan bir karakter olarak yazmış ama gerçekten duygusuz düz bir kadının nasıl olduğunu da göstermiş. Benim kendi adıma en çok güldüğüm karakter ise filmde çok az planı olmasına karşın ailenin gelinini oynayan Devin Özgür Çınar oldu. Prozac kafasını dolu dolu yaşayan gelinin film içerisindeki sahnelerini biraz dikkatle izlerseniz gülmekten yerlere yatabilirsiniz. Tabi Ayta Sözeri’nin filmdeki muhteşem müzik yorumları da tartışılmaz. Zamanında sigarayı bıraksaymış daha da iyi olabilirmiş ama 🙂

Genel olarak baktığımızda ise filmin tüm oyuncuları iyi bir performans göstermişler. Aslında bakarsak film o eski aile filmlerinin sıcaklığını veriyor ve gişede parasını ödeyip izleyen kişiye sunduğu vaadi gerçekleştiriyor. Ancak konusu ve senaryo örgüsüne baktığımızda çok daha önemli mesajları barındırdığını düşünüyorum. Günümüzde bir çok aile maddi olanaksızlıklardan, para problemlerinin getirdiği psikolojik baskılardan yıkılabiliyor. Film çıkış noktası itibariyle bunu gösterirken devamında aslında bu aile içerisinde olabilecek duyguların farklı bir yapıda da evli olmadan sağlanabileceğini, o birlik olma duygusunun da elde edilebileceğini gösteriyor.

Filmin hoşuma giden tarafları kadar kendimce hatalı bulduğum tarafları da olmadı değil

Son yıllarda filmlerin finanse edilmesi adına sponsorların göze sokulmasına zaten alıştık. Beklenmedik bir yerde bazen komik bir şekilde girilen planlar insanları rahatsız ediyor. Örneğin filmin bir sahnesinde Engin Günaydın sokakta ailece yürürken önüne gelen bir topu alıp bir okulun bahçesine giriyor ve arkasından oradaki çocuklarla top oynayıp gol atıyor. Tamam böyle bir sahne olabilir de sonrasında kocaman okulun adını orada göstermek hiç mantıklı olmamış. Aslen bakarsanız bu okula da zarar verir. Neden? Çünkü Engin Günaydın topu alıp o okula şak diye girebiliyor. Yani o okulun kapıları açık ve sivil biri bile rahatça okula girebiliyor. Bunun dışında göze net şekilde sokulmayan ancak filmi izlerken biraz bu konularda bilgi sahibiyseniz görebileceğiniz başka sponsorlar da görülebiliyor. Ancak bunu sadece bu filmli yermek anlamında söylemiyorum. Çünkü bu gibi uygulamalar marka / film yapımcıları arasındaki iletişimden hareketle bir çok zaman meydana gelebiliyor.

Günün sonunda bakacak olursak film kendini satıyor

Güldürüyor, düşündürüyor hatta yer yer hüzünlendiriyor. Sosyal medya ve eleştirmenlerin görüşlerine bakacak olursak şimdiden önemli bir kitlenin de olumlu puanlarını aldı. Umarım gişeleri bol olur. Eğer samimi bir film izlemek ve biraz da gülümsemek isterseniz Aile Arasında bu dönemde önereceğim filmlerden biridir. Umarım önümüzdeki dönemde seviyeyi yukarı taşıyacak bu ve bunun gibi projeleri daha sık görürürüz.

Tagged : / / / / / / / / / / / / /

Neredeydim nerelere geldim!

Uzun zaman oldu blog için yazı yazmayalı ama bu süre içerisinde bir çok şey yaşadım. Haydi gelin bu süre içerisinde neler yapmışım kısaca bakalım.

Blogum bildiğiniz üzere yaklaşık 7-8 ay önce hacklendi. Ha Beyinereksiyonu gibi 8 yaşında bir blog sayfası neden hack edilir ona da anlam veremiyorum o da ayrı. Herhalde biri zevk için dadandı.

Bu süre içerisinde hayatımda önemli sayabileceğim değişiklikler oldu.
Öncelikle hayatıma bir Deniz girdi. 2013 Nisan ayında kollarımıza aldığımız oğlumuz şimdi 4.5 yaşına geldi. Bu süre içerisinde aile ve çocuk yetiştirme anlamında bir sürü şey öğrendim. Kısacası Deniz büyürken bize de bir sürü yeni şey öğretti. Bir baba olarak bu noktada deneyimlerimi isteyen tüm baba adayları ile paylaşabilirim. Aslen bu konuda blogda yazılar da yayınlamayı düşünüyorum. Normalde bu süreç bir çok baba adayına karışık gelse de eşiniz ile iyi bir işbirliği ve araştırma ile çok güzel zamanlar yaratabiliyorsunuz. Hatta bazen çocuğunuzla birlikte ürettiğiniz şeyler çok kreatif olabiliyor. Neyse bu konudaki düşüncelerimi ayrıca yazarım.

İş konusunda da önemli bir değişiklik yaşadım ve 2010 yılında başladığım şirket çalışmalarımı 2016 Temmuz ayında noktaladım. Hatta geçtiğimiz 16 aydır da freelance olarak yine sosyal medya konusunda çalışıyorum. Markalara danışmanlık verip onlarla ilgili projeleri hayata geçiriyorum. Bu da aslında kendi sektöründe freelance olarak çalışmaya cesaret edecekler için önemli başlıklar barındırıyor. Çünkü masa başında dirsek çürüten arkadaşlarım nasıl yapsam da ben de bu sisteme geçsem diye düşünüyor. Bu konuda da önümüzdeki dönemde süreci kendimce yorumlayacağım.

Freelance hayat hakkında söyleyebileceğim en önemli şey hayatın size kalması. Eğer öz disiplininizi sağlabiliyor ve normal bir mesai mantığındaki gibi programlı şekilde çalışabiliyorsanız kişisel hayatınız için muhteşem bir kazanım sağlıyorsunuz. Yani gerçekten hayat size kalıyor denilebilir.

Freelance hayatta kendime kalan süreleri de aktif olarak kullanmak adına bazı çalışmalar yaptım. Bunlardan en değerlisi ise Hakan Çamoğlu tarafından hayata geçen Videobu eğitim platformu ile işbirliği oldu. Son 3 senedir Vidobu ekibine katılarak Sosyal medya konusundaki bilgi birikimimi video dersler ile meraklılarına anlattım. Onlardan sorular aldım, hatta bazılarına sosyal mecralar üzerinden elimden geldiğince anlattığım konulardan hareketle destek oldum. Eğer bu konudaki derslerime ulaşmak isterseniz Vidobu web sitesine ulaşarak inceleyebilirsiniz. Linki de şuraya bıraktım.

Bunun dışında hepinizin olduğu gibi yaşam mücadeleme devam ediyorum. Oğlum ve eşimle hayatın bunaltıcı stresine inat farklı deneyimler yaşamaya, yeni yerler görmeye, yeni şeyleri deneyimlemeye çalışıyoruz.

Umarım bu süre içerisinde siz de kendinize, yüreğinize iyi bakmışsınızdır. Sanırım bundan böyle daha sık yazacağım.

Ha son bir hatırlatma! blogumda yaşadığım bu problem sonrasında yazılarımı kurtarsam da görsellerin bir çoğunu kaybettim. Bu sebeple geriye dönük yazılarımın bir kısmını halen sadece metin olarak yayınlayabildim. Zamanlar onlardaki bu eksiklikleri de kapatacağım.

Şimdilik kendinize iyi bakın!

Tagged : / / / / / / / / /

İçimden geldi – Çocuk

Geçenlerde bir çocuğa takıldı gözüm. Yorgunluktan biraz sıyrılmak için dışarıyı izlerken karşı kaldırımdaydı. Dükkanlar ve bir sürü insan kalabalığı arasında bulabildiği tek boş ve düz alanda bir topun arkasından koşuyordu.
Yanında kimse yoktu çocuğun, yalnız başına oynuyordu. Bu zaten başlı başına bir acı verdi bana. Tek başına amaçsızca bir topa vuran ve karşısında onun yaşında topu karşılayıp ona atacak olan biri olmayan bir çocuk nasıl mutlu olabilirdi?

Ama o inatla topa vurmaya devam ediyordu. Restorandaki masaların altına giren topu alıp kendi kendine hamleler yapıyor ve vurduğu topu yine kendi karşılıyordu.

Şimdi bu yazdıklarım yaşınızla orantılı olarak size komik, garip hatta saçma bile gelebilir. Ama eğer bir babaysanız ve o çocuğun yerine kendi çocuğunuzu koyabiliyorsanız çok fazla şey ifade ediyor.

Bizler maalesef çocuklarımızı beton yığınları arasına, ağaçsız, arkadaşsız, yalnızlıklarına terkeden ebeveynler sürüsüyüz. Çünkü bunu her ne kadar yeni bir baba olsam da bende yapacağımdan korkuyorum. Şimdi belki bazı anne babalar bana “Yahu onunda anası babası alsın bi okula bir kursa falan götürsün.” diyebilir. Peki neden?

Sizin çocukluğunuzda özel spor okulları, yüzme kursları yada benzeri yerler var mıydı? Siz o yan bahçede arkadaşları ile top koşturan, gün batıp karanlık çökünceye kadar arkadaşları ile dışarıda kalan insanlar şimdi bunu çocuklarınıza nasıl yapabilirsiniz?

Onların da bir bedeli olmadan oynamaya, kontrol altında olmadan koşmaya, düşmeye, kalkmaya ve özgürlüğünü doyasıya yaşamaya hakları yok mu? Sizce tüm bu özgürlükleri bir yana koyup onları özel kurslara göndermek, bilgisayarın, tabletin yada dijital oyunların karşısına oturtmak çözüm mü?

işte aslında kendimizle vermemiz gereken savaşın asıl nedeni bu diye düşünüyorum. Biz neydik, onlara ne yaşatıyoruz?

Eğer aşağıya inmek için davrandığımda o çocuk hala orada olsaydı onunla oynayacaktım. Attığı topun karşısında durup ona geri atardım. Belki biraz terletirdim onu, belki yüzünü az önce amaçsızca koştuğundan ve kendi dünyasında mutlu olmaya çalıştığından biraz daha mutlu ederdim. Ama edemedim…

Ben bir dahaki sefere beklemeden gideceğim peki siz?
Bari siz de çevrenizdeki çocukları biraz mutlu edin…

Tagged : / / / / / / / / / / / / /

Küçük Cennet – Symi Adası

Hep hayalini kurduğum lokasyonlardan biriydi Yunanistan ama bir şekilde yolum düşmemiş düşememişti. Ne zaman ki çalıştığım şirketin bir projesi için orayı ziyaret edebilme şansı karşıma çıktı, o zaman dedim ki doğru zaman bu zamanmış!

Dünya dediğimiz yer içinde öyle coğrafyaları barındırıyor ki gittiğin zaman dönmek istemiyorsun. Hele ki benim gibi yoğun bir tempoda çalışıyorsan o zaman dönüş daha da zor oluyor. E tabi bu söylediklerim lafın gelişi! Evde beni bekleyen bir prens ve kraliçe var. Nasıl dönmem!

Çok uzun uzadıya anlatmak istemediğimden hemen konuya girip size bu güzel tatil noktasını aktarmaya çalışacağım. Bu sebeple yazımı 5 bölümden oluşturdum.

1- Symi Neresidir?
2- Nasıl Gittim / Nasıl Döndüm?
3- Nerede Kalınır / Nerede Gezilir?
4- Ne Yenir / Ne İçilir?
5- Ne alınır / Ne Getirlir?

 


1- Symi Neresidir?

Symi adası osmanlı zamanındaki adıyla Sömbeki adası coğrafi olarak 12 adalar grubunda yer alan, küçük yüzölçüme sahip ancak içinde önemli bir tarihi barındıran adalardan biridir. Bu küçüklüğünün bir göstergesi olarak ada içerisinde kış aylarında ortalama 3.000 kişilik bir nüfus yaşamaktadır. Turistler için önemli cazibe merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyan adaya yıllık olarak toplamda 400.000’den fazla turist gelmektedir. Bir çok önemli kişinin konut sahibi olduğu bu ada basında yer alan ve Yunanistan’da olaylara yol açan ekonomik krizi neredeyse hiç yaşamamış.

Bir başka çarpıcı rakam ise ülkemizden gelen yat sayısında yaşanıyor. Türkiye’den yılda ortalama 80.000 yatın demir attığı bu ada yeni anlaşmalar sonrasında sanırım hızlı vize uygulamasıyla daha da yüksek sayıda Türk turisti ağırlayacak. Halkının ağırlıklı olarak balıkçılık ve ticaretle uğraştığı bu lokasyon, içinde barındırdığı tarihi doku yanında insanlardan izole olmuş ve sadece yatlar ile ulaşılabilecek özel sahilleriyle de tatil yapacakların ilgisini çekebilir düşüncesindeyim.

2- Nasıl Gittim / Nasıl Döndüm?
Aslına bakarsanız özel bir amaç ile Symi adasına gitmiş olmama rağmen daha önceden ayarlanması halinde benimle aynı şekilde gidilip dönülmesi mümkün görünüyor. Hatta birazdan yazacaklarımı gördükten sonra belki de gidiş dönüş rahatlığından direkt ikinci planı da uygulamak sizin için daha mümkün olabilir.

Dediğim gibi bizim gidiş sebebimiz farklı olduğundan lokasyonumuz aşağıdaki şekildeydi. Bu farklılıktan dolayı da Datça limanından Symi adasına özel bir yat ile geçtik.

Nasıl Gittim:
İstanbul Atatürk Havalimanı – Dalaman Havalimanı
Dalaman Havalimanı – Datça Yat Limanı
Datça Yat Limanı – Symi Adası

Nasıl Döndüm:
Symi Adası – Kos Adası
Kos Adası – Bodrum Yat Limanı
Bodrum Milas Havaalanı – İstanbul
Yukarıda belirttiğim gibi özel bir yat ile geçiş organize edildiğinden böyle bir hizmet normalde kalabalık gruplar dışında maalesef sunulmuyor. Bu hizmeti alabileceğimiz bir kuruluş var mı? diye soracak olursanız bilgilerini aşağıda paylaşıyorum.

Burada en önemli konu haliyle Yunanistan’a geçişte uygulanan vize ve geçiş şartları!
Eğer bir pasaportunuz ve geçerli bir schengen vizeniz var ise problem yok. Ancak eğer yoksa çıkarılması gerekiyor.
Yeni dönemde uygulamaya koyulacak bir hizmet ile artık seyahatinizden 3 gün önceye kadar yetkili bir seyahat acentası ile bağlantıya geçmeniz halinde tatiliniz için hızlı vize uygulaması yapılabilecek.

Sizin nasıl gidebileceğinize gelince;
Symi adasına ulaşım için normal şartlarda öncelikle Bodrum’a gelmeniz gerekiyor. Bodrumdan ise Symi adasına geçiş için geçtiğimiz 1 ay öncesine kadar tek alternafiniz Kos adasına ve oradan da Symi Adasına geçiş yaptığınız hızlı deniz otobüsü hizmetleriydi. Ancak bu gezi sırasında öğrendiğimiz yeni bir bilgiyle artık Symi adasına haftada iki kez direkt olarak ulaşmak mümkün!

Symi Adası – Datça arasında ekim ayı ortasından itibaren başlayan hızlı feribot seferleri başladı. 24€ karşılığında seyahat edebileceğiniz bu feribotlar ile kısa süre içerisinde Symi adasına ulaşabilirsiniz.

3- Nerede Kalınır? / Nerede Gezilir?
Symi gezimizde bizim kaldığımız tesis Iapetos Village oldu. Studio, Suite ve Villa tipi odalara ait tesis meydana yürüme mesafesinde olmasından dolayı tercih edilebilir. Bunun dışında çevrede küçükten büyüğe bir çok yer var ve çoğunluğu da küçük bir yer olmasından ötürü merkeze çok yakın. Oda fiyatları ise aslında Türkiye’de tatil yapmaktan daha yüksek fiyata çıkmıyor. Kaldığımız otelin fiyatlarını ve özelliklerini Iapetos Village web sitesinden öğrenebilirsiniz. Ada içerisinde bu konuda direkt temasa geçebileceğiniz seyahat acentaları da bulunuyor. Bizim konaklamamızda Symi adasının en eski acentalarından biri olan Kalodoukas Holidays & Yatching‘ten George Kalodoukas yardımcı oldu. Kendisi ile ilgili bilgilere yazımın sonunda ulaşabilirsiniz.

Symi adasına gittiğinizde öncelikle liman meydanında irili ufaklı bir çok cafe ve restaurant bulabilirsiniz. Bu mekanlar hem gündüz hem de akşam servis verdiğinden günün herhangi bir saatinde rahatça zaman geçirebilirsiniz. Bunu dışında Symi adasının merkezinden hareketle bir çok koya otobüsle ulaşım mümkün. Bu koylar genelde kalabalık olmayan noktalar olduğundan gününüzü dinlenerek geçirmek mümkün olabiliyor. Koylarda küçük tesisler de mevcut ve gün boyunca yemek ve diğer ihtiyaçlarınızı da karşılayabiliyorsunuz. Ayrıca hayatım boyunca görmediğim kadar güzel bir denize sahip olduklarını da söylemeden geçemeyeceğim. 57 km’lik dağ arazisine sahip olan adanın ziyaret ettiğimiz koyları genelde hep kum plajlara sahipti. Hatta öyle bir plajlar ki yat ile koya girer girmez denizin derin noktalarından bembeyaz bir örtü şeklinde sizi karşılıyor.

Bunların dışında adanın farklı noktalarında bir çok kilise bulunuyor. Bir çoğu adanın farklı noktalarında olduğundan hepsini gezmek pek mümkün olamıyor. Ancak bunlardan daha önemlisi Adanın en uç bölümünde bulunuyor. Panormitis Manastırı 300 yıllık geçmişi ve görünüşündeki ihtişam ile kendisine hayran bırakıyor. Otomobil ile yaklaşık 30 dakikalık bir yolculukla ulaşılan bu Manastır yılın her döneminde dünyanın farklı yerlerinden gelen hacılara açık bulunuyor. Burayı ziyaret eden hacı adayları manastırın içerisinde bulunan odalarda kalabiliyor ve ayinlere katılabiliyor. Özel bir izinle farklı noktalarını gezdiğimiz manastırı özellikle ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.

4- Ne Yenir / Ne İçilir?
Geldik işin en güzel kısıma! Symi adası eğer deniz ürünlerini seviyorsanız sizin için bir cennet demektir. Zengin deniz ürünleri mönüleri, kendilerine has lezzetleri ve bu lezzetlere eşlik eden içkiler beni benden aldı diyebilirim. Özellikle beni başta Instagram ve diğer platformlarda takip eden arkadaşlarım bu konuda çok tepkili olduklarından blogumda bu konuda doya doya içimi döküp öyle kurtulmak istiyorum. Symi adasında diğer yerlerden farklı olarak her mekanın kendine özgü spesiyal yemekleri oluyor. Özellikle bu yemekleri denemenizi öneriyorum.

Bizim Symi adasında kaldığımız süre içerisinde 2 farklı restoranın tadlarını deneyimleme şansımız oldu. Bunlardan ilki Symi adasına ulaştığımızda ziyaret ettiğimiz Panthelis restorandı. Panthelis liman içerisinde yer alan, ortalama 100 kişi kapasiteli, bizim ege sahillerinde görebileceğimiz gibi taş yapıya sahip bir restorandı. Özellikle deniz ürünleri konusunda kompetan olan restoran öyle lezzetleri bizimle tanıştırdı ki artık gecenin sonunda kendimizden geçmiş şekilde -Enough – Enough diyorduk. Genelde tüm mekanların çeşitleri ve porsiyonları fazlasıyla doyurucu oluyor.

Hal böyle olunca daha ana yemek gelmeden doymuş oluyorsunuz. Hele ilk gece
birbirinden güzel ve doyurucu mezeliklerle doymuşken gelen tabağı görmenizi isterdim. Yazımın başında bahsettiğim üzere özel bir proje için Symi adasını ziyaret ettiğimizden bizi misafir eden sevgili Symi Belediye başkanı Eleftherios Papakaloudukas küçük bir jest yaparak böyle bir yemeği istemiş. Fotoğrafta göreceğiniz yemek sanırım 4 kişilik bir masayı kaplayacak büyüklükteydi. Altı tamamıyla spagetti ile dolu olan tabağın üstünde ise İstakoz, yengeç, karides, midye ve daha bir çok deniz ürünü bulunuyordu. Biz de normal insanlar olarak böyle bir yemeği görünce fotoğrafını çekmeden duramadık. (Japon gibi olduk resmen)

İkinci günün akşamında ise bu kez Symi’nin adı en çok duyulan mekanlarından biri olan Manos‘a konuk olduk. Mekan sahibi olan Manos bugüne kadar Türkiye’nin ve dünya’nın bir çok önemli ismini mekanında konuk etmiş. İsimlerini şimdi saymayayım ancak biz duyduğumuzda baya şaşırdık. Manos bu yüzden çat pat Türkçe cümlelerle karşılıyor, güleryüzü ile gecenin başından bizi kendine hayran bırakıyordu.

Bir gece önce Panthelis’te her ne kadar deniz ürünlerine doymuş olsak bile bu kez farklı lezzetleri tadacağımız söylendi. Özellikle Manos’ta Ahtapot bir başkaymış. Çünkü özellikle akşamları kalabalık olan bu mekan servise hazırlanırken bir yandan da akşam servis edilecek Ahtapotlar hazırlanmaya başlıyor. Izgara’nın üstüne fotoğraftaki gibi koyulan ahtapotlar servis edileceği zamana kadar dinlendiriliyor ve tütsüleniyor. Böyle olunca da masaya geldiğinde tadı bir başka güzel oluyor.

Symi adasını ziyaretinizde özellikle tatmanızı tavsiye edeceğim lezzetleri sıralamak gerekirse;

Symi Karidesi – Symi adasına özgü bu karides çeşidi alıştığımız karideslerin neredeyse 5’te biri boyutunda yani küçücük. Karidesler temizlendikten sonra yüksek ısıdaki yağa sokulup çıkarılarak hazırlanıyor ve tüm olarak yeniyor. Zaten o kadar küçük ki ayıklamak mümkün olmuyor (Favorimlerimden)

Kalamar Izgara – Alıştığımız halka kalamardan farklı olarak tüm vücudunda gerekli yerler temizlendikten sonra ızgara yapılarak servis ediliyor.

Midye Saganaki – Görünüm olarak çorba gibi duran midye saganaki, adından da belli olacağı gibi midye içlerinin farklı baharatlar, krema ve beyaz şarap ile karıştırılmasından meydana geliyor. Görünüşü ilk başta “-midye de böyle olmaz ki” dedirtse bile tattıktan sonra yeniden konuşabiliriz.

Ahtapot Izgara – Ahtapot Symi adasında ızgara olarak yapılıyor. Ege’nin suyundan ve denizin bereketinden sanırım tüm mekanlarda bolca bulunabiliyor.

Musakka – Bizim musakka’dan biraz daha farklı olan bu musakka ilk bakışta insana Lazanya izlenimi veriyor. Tadına baktığınızda ise aslında hiç öyle olmadığını anlıyorsunuz.

Bunların dışında tabii ki şimdi aklıma gelmeyen bir çok küçük lezzetlerde var. Mesela Deniz minaresi, istiridye, istakoz, midye, bizimkinden biraz daha katı kıvamlı olan Cacıki ve daha niceleri tadılması gereken lezzetler!
İçkilere gelince şöyle kısa bir açıklama yapayım. Symi adası her ne kadar Yunan kültüründen gelen Uzo çeşitlerinin bolca bulunduğu noktalardan olsa da Yeni Rakı ve diğer rakı çeşitlerini bulabileceğiniz bir lokasyon. Bu sebeple rakı balık yapalım dediniz mi illa uzo içmek zorunda değilsiniz. Mesela biz de böyle yaptık. Türkiye’den farklı olarak Yunanistan’da çok fazla marka tarafından üretilen farklı Uzo çeşidi bulunuyor. Tabii ki bunların dışında da seçenekler mevcut. Mesela yerel içkilerden Çipuro size ikram edilirse aman derim dikkatli için. Susuz içilen bir içki olan Çipuro daha yüksek bir alkol oranına sahip olduğundan gecenin sonunda sizi tam bir pilot yapabilir. Bunun dışında aldığım bilgilere göre adada en çok tüketilen içkiler şarap, uzo ve rakı olmasına karşın Symi halkı bizim rakımıza da yüksek oranda istek gösteriyor ve tüketiyormuş.

5- Ne alınır / Ne Getirlir?
Symi adasında hediyelik yada hatıra amaçlı bir çok şeyin mevcut olduğunu söyleyebilirim. Özellikle belirtmek istiyorum ki, Symi adası geçmişten günümüze özellikle ekmek çeşitleri ile çok ünlüymüş. Hatta osmanlı padişahları bu adayı ziyaret ettiklerinde en çok aldıkları şeylerden biri de ekmek çeşitleriymiş. Bunun dışında ada içerisinde üretilen farklı şarap çeşitleri, dünyaca ünlü olan kekik balları, sualtı zenginliklerinden gelen sünger çeşitleri ve zeytinyağı alınabilecek şeyler arasında düşünülebilir.

Aslında anlatılacak daha çok fazla şey var ancak hepsini burada size anlatmaktansa sizin gidip kendi maceranızı yaşamanız çok daha güzel olabilir. Ada ve mekanlar hakkında tüm bilgiler aşağıda sizlerle paylaşıyorum. Eğer gitmeyi düşürseniz yardımcı olacağını düşünüyorum.  Anlattıklarım ve fotoğraflarım dışında Symi adası hakkında aşağıdaki videodan Symi’nin fotoğraflar ile anlatımını izleyebilir yada Symi içerisinde 360 derecelik panoramik bir tur atmak için bu siteyi ziyaret edebilirsiniz. E daha ne yapayım efendim!

Kalın sağlıcakla!

Tagged : / / / / / / / / / / / /