Bir Hayali Gerçekleştirdiniz. Teşekkürler!

Hatırlarsınız 21 Mayıs tarihinde yaratıcılarından olduğum Men E Men projesi hakkında bir rüyamdan bahsetmiştim. O günden sonra o kadar koşturduk o kadar çok şey yaptık ki ancak şimdi bir kaç cümle ile size gelişmeleri anlatabiliyorum.

21 Mayıs tarihli o yazımdan sonra bir çok değerli destekçemizin oyları bize destek olarak geldi. 1 Haziran günü sonuçlanan oylamada birinci olamadık ama çok az bir oy farkı ile ikinci olmayı başardık. 12-13 Haziran tarihlerinde gerçekleşen ödül törenine katılamadık ancak bu ödülün coşkusunu ekip olarak burada yaşadık.

Bu yazıyı yazarken biraz duygusal biraz da heyecanlı bir şekilde nasıl cümleler kuracağımı bilemiyorum. Bu süreçte bizi yalnız bırakmayan, desteklerini esirgemeyen, mesajları ile bizi motive eden herkese çok teşekkür ederim. Bu aslında yalnızca bizim değil sizlerin de ödülüdür.

İnşallah sizler ve ekibimiz daha bir çok güzel haberi birlikte kutlarız. Yeni sezonda bomba gibi bölümler ve yepyeni süprizlerle sizlerle olacağız.

 

Sevgiyle kalın!

Tagged : / / / / /

Bir minik mucizemiz var

Cümleler nasıl başlamalı bilmiyorum. Aşağıda okuyacağın yazı bir duygu depreşmesi sırasında yazıldı ve bir kenara koyuldu. Hani bazı yazıların yada bazı sözlerin olgunlaşma zamanları vardır ya, belki de bu yazı için şimdi doğru zamandır. Bizimle bu mucizeye şahit olan herkese teşekkürler!
Ağustos ayının sıcağında bir gün öncesinde geçirdiğim kolonoskopi ağrısıyla ofisteyim. Yaz günü işler azalır diye düşünürken aksine yine bir sürü koşturma içindeyim. Tatilden geleli henüz 1 hafta olmuş ama içim denizi özlüyor. Bir telefon kapanıp biri açılıyor, önümdeki bilgisayar ekranında devamlı değişen görüntüler ve baş ağrısı ile birlikte çalışıyorum. Arada annem, Genco ve İnanç arıyor nasıl olduğumu soruyor. İyiyim allahtan ve konuşup kapatıyorum.

Sonra telefon çalıyor karşımdaki hayatımın Evreni! “Akşama bir doktora gitmemiz gerekiyor” diyor. Korkuyorum! Sesinde bir farklılık seziyorum ama anlamıyorum. Ne olduğunu soruyorum, hafif bir sesle “Belki bir bebeğimiz olabilir” diyor. O sırada kendi yüzümü görmeyi çok ama çok isterdim. Hemen doktorla görüşüyor ve akşam 19:00’a randevu alıp bana haber veriyor. Mesaimin ondan sonraki kısmında nasıl çalıştığımı bilmiyorum. İnsan hayatında kendine hep bir hedef koyuyor. Büyümek, adam gibi adam olabilmek, statü sahibi olabilmek, tutunabilmek, kalbini temiz tutabilmek ve daha bir çok şey! İşte benim hedeflerimden en önemli olanı ise iyi bir eş ve baba olmaktı. Eş olabildim mi onu Evrenime sormak lazım ama baba olabilmeyi doktorun teşhisi sonrasında öğrenecektim.

İş çıkışı koşturarak eve gittim. Evrenim hazırlanıyordu. Birbirimize baktık gülümsedik, ikimizde kocaman çocuklardık aslında ve ne olacağımızı bile bilmiyorduk. Üstler giyinildi, taksiye binildi. O nefret duyulan İstanbul trafiğinde kuş misali kısa sürede Nişantaşına ulaşıldı. İkimizinde ağzından çok kelime dökülemiyordu. ikimiz de şaşkındık!

Sıranın gelmesini beklerken kafamda tek bir soru vardı. Acaba gerçek mi? bu yaşanılanlar gerçek mi?
Belki bu satırlar sana klişe gelebilir ama benim için ne kadar değerli olduğunu anlatmak için doğru cümleleri şu an seçemiyorum. Sıra bize geldiğinde dizlerimin bağı çözülmedi ama bu çiftin içinden doğacak üçüncü bir kalp atımını duymayı o an herşeyden çok istiyordum.

Doktor Evrenim doktor olduğundan kendisinin okuldan hocasıydı. Benim için ise dünyanın en güzel insanıydı. Kısa bir konuşma ve belirtilerin dinlenmesi sonrasında “Haydi” dedi. “Haydi gelin bir bakalım neler oluyor içeride!”

Dünyanın en güzel kadını Ultrasonografi odasına girdi ve masaya uzandı. Jeller, makinenin hazırlanması vs. derken işte zaman gelmişti.

Ve işte o an!
Dünyadaki tüm dinlerin, tüm inançların ve varoluşun kaynağı oradaydı. Orada bir toplu iğne başı kadarlık dev cüssesi ve ruhuyla oradaydı. O an duyduğum hissi, duyguları anlatmam mümkün değil!

Siyah beyaz bir kağıda basılı ilk fotoğrafını uzattı doktorumuz, “Al bakalım baba” dedi. 2013 Nisan ayında kucağımıza alacağımız o mucizenin ilk sıcaklığını o an hissettim, hissettik, hissetmeye devam ediyoruz. Doktor ile vedalaşıp muaynane kapısından çıktığımızda ikimizde sadece belli belirsiz gülümsüyorduk. Evrenim sessizdi, konuşmuyordu. Apartmandan çıkıp nişantaşı’nın kalabalığına karıştığımızda bir an yüzüne baktım. Sadece önüne bakarak gülümsüyordu. O an aklından geçenlerin yüzüne yansığını gördüm. O gülümseme bir an azalmasın diye dünyalarla savaşabilecek ben o an tüm Nişantaşı kalabalığını öpücük yağmuruna tutabilirdim. Sustum!

İşte o günden bugüne kadar tam 6 ay geçti. Mucizemizin bir erkek olduğunu öğrendik. Sağlıklı sıhhatli olduktan sonra cinsiyeti önemli değil dedik. Zaten başka ne denilebilir ki! Dört yıldır devam eden bu aşkın meyvesini aldığımızı bilmek bile bizim için yeterliydi. Şimdi mucizemiz Evrenimin göbişinde büyüyor, her akşam elimi koyduğumda bana bi beşlik çakıyor (tekme atıyorda olabilir)

Büyürken bizi de büyütüyor, olgunlaştırıyor. Bakalım daha neler öğretecek, neler gösterecek.

Bu yazıyı başında sonuna eksiksiz okuduysan gözlerini benim için 1 dakikalığına kapat. Mucizemizin gülümsemesini göreceksin. O seni de mutlu edecek.

 

Paylaşmak istedim. Görüşürüz…

Tagged : / / / / /

Neredeydim nerelere geldim!

Uzun zaman oldu blog için yazı yazmayalı ama bu süre içerisinde bir çok şey yaşadım. Haydi gelin bu süre içerisinde neler yapmışım kısaca bakalım.

Blogum bildiğiniz üzere yaklaşık 7-8 ay önce hacklendi. Ha Beyinereksiyonu gibi 8 yaşında bir blog sayfası neden hack edilir ona da anlam veremiyorum o da ayrı. Herhalde biri zevk için dadandı.

Bu süre içerisinde hayatımda önemli sayabileceğim değişiklikler oldu.
Öncelikle hayatıma bir Deniz girdi. 2013 Nisan ayında kollarımıza aldığımız oğlumuz şimdi 4.5 yaşına geldi. Bu süre içerisinde aile ve çocuk yetiştirme anlamında bir sürü şey öğrendim. Kısacası Deniz büyürken bize de bir sürü yeni şey öğretti. Bir baba olarak bu noktada deneyimlerimi isteyen tüm baba adayları ile paylaşabilirim. Aslen bu konuda blogda yazılar da yayınlamayı düşünüyorum. Normalde bu süreç bir çok baba adayına karışık gelse de eşiniz ile iyi bir işbirliği ve araştırma ile çok güzel zamanlar yaratabiliyorsunuz. Hatta bazen çocuğunuzla birlikte ürettiğiniz şeyler çok kreatif olabiliyor. Neyse bu konudaki düşüncelerimi ayrıca yazarım.

İş konusunda da önemli bir değişiklik yaşadım ve 2010 yılında başladığım şirket çalışmalarımı 2016 Temmuz ayında noktaladım. Hatta geçtiğimiz 16 aydır da freelance olarak yine sosyal medya konusunda çalışıyorum. Markalara danışmanlık verip onlarla ilgili projeleri hayata geçiriyorum. Bu da aslında kendi sektöründe freelance olarak çalışmaya cesaret edecekler için önemli başlıklar barındırıyor. Çünkü masa başında dirsek çürüten arkadaşlarım nasıl yapsam da ben de bu sisteme geçsem diye düşünüyor. Bu konuda da önümüzdeki dönemde süreci kendimce yorumlayacağım.

Freelance hayat hakkında söyleyebileceğim en önemli şey hayatın size kalması. Eğer öz disiplininizi sağlabiliyor ve normal bir mesai mantığındaki gibi programlı şekilde çalışabiliyorsanız kişisel hayatınız için muhteşem bir kazanım sağlıyorsunuz. Yani gerçekten hayat size kalıyor denilebilir.

Freelance hayatta kendime kalan süreleri de aktif olarak kullanmak adına bazı çalışmalar yaptım. Bunlardan en değerlisi ise Hakan Çamoğlu tarafından hayata geçen Videobu eğitim platformu ile işbirliği oldu. Son 3 senedir Vidobu ekibine katılarak Sosyal medya konusundaki bilgi birikimimi video dersler ile meraklılarına anlattım. Onlardan sorular aldım, hatta bazılarına sosyal mecralar üzerinden elimden geldiğince anlattığım konulardan hareketle destek oldum. Eğer bu konudaki derslerime ulaşmak isterseniz Vidobu web sitesine ulaşarak inceleyebilirsiniz. Linki de şuraya bıraktım.

Bunun dışında hepinizin olduğu gibi yaşam mücadeleme devam ediyorum. Oğlum ve eşimle hayatın bunaltıcı stresine inat farklı deneyimler yaşamaya, yeni yerler görmeye, yeni şeyleri deneyimlemeye çalışıyoruz.

Umarım bu süre içerisinde siz de kendinize, yüreğinize iyi bakmışsınızdır. Sanırım bundan böyle daha sık yazacağım.

Ha son bir hatırlatma! blogumda yaşadığım bu problem sonrasında yazılarımı kurtarsam da görsellerin bir çoğunu kaybettim. Bu sebeple geriye dönük yazılarımın bir kısmını halen sadece metin olarak yayınlayabildim. Zamanlar onlardaki bu eksiklikleri de kapatacağım.

Şimdilik kendinize iyi bakın!

Tagged : / / / / / / / / /

İçimden geldi – Çocuk

Geçenlerde bir çocuğa takıldı gözüm. Yorgunluktan biraz sıyrılmak için dışarıyı izlerken karşı kaldırımdaydı. Dükkanlar ve bir sürü insan kalabalığı arasında bulabildiği tek boş ve düz alanda bir topun arkasından koşuyordu.
Yanında kimse yoktu çocuğun, yalnız başına oynuyordu. Bu zaten başlı başına bir acı verdi bana. Tek başına amaçsızca bir topa vuran ve karşısında onun yaşında topu karşılayıp ona atacak olan biri olmayan bir çocuk nasıl mutlu olabilirdi?

Ama o inatla topa vurmaya devam ediyordu. Restorandaki masaların altına giren topu alıp kendi kendine hamleler yapıyor ve vurduğu topu yine kendi karşılıyordu.

Şimdi bu yazdıklarım yaşınızla orantılı olarak size komik, garip hatta saçma bile gelebilir. Ama eğer bir babaysanız ve o çocuğun yerine kendi çocuğunuzu koyabiliyorsanız çok fazla şey ifade ediyor.

Bizler maalesef çocuklarımızı beton yığınları arasına, ağaçsız, arkadaşsız, yalnızlıklarına terkeden ebeveynler sürüsüyüz. Çünkü bunu her ne kadar yeni bir baba olsam da bende yapacağımdan korkuyorum. Şimdi belki bazı anne babalar bana “Yahu onunda anası babası alsın bi okula bir kursa falan götürsün.” diyebilir. Peki neden?

Sizin çocukluğunuzda özel spor okulları, yüzme kursları yada benzeri yerler var mıydı? Siz o yan bahçede arkadaşları ile top koşturan, gün batıp karanlık çökünceye kadar arkadaşları ile dışarıda kalan insanlar şimdi bunu çocuklarınıza nasıl yapabilirsiniz?

Onların da bir bedeli olmadan oynamaya, kontrol altında olmadan koşmaya, düşmeye, kalkmaya ve özgürlüğünü doyasıya yaşamaya hakları yok mu? Sizce tüm bu özgürlükleri bir yana koyup onları özel kurslara göndermek, bilgisayarın, tabletin yada dijital oyunların karşısına oturtmak çözüm mü?

işte aslında kendimizle vermemiz gereken savaşın asıl nedeni bu diye düşünüyorum. Biz neydik, onlara ne yaşatıyoruz?

Eğer aşağıya inmek için davrandığımda o çocuk hala orada olsaydı onunla oynayacaktım. Attığı topun karşısında durup ona geri atardım. Belki biraz terletirdim onu, belki yüzünü az önce amaçsızca koştuğundan ve kendi dünyasında mutlu olmaya çalıştığından biraz daha mutlu ederdim. Ama edemedim…

Ben bir dahaki sefere beklemeden gideceğim peki siz?
Bari siz de çevrenizdeki çocukları biraz mutlu edin…

Tagged : / / / / / / / / / / / / /