Türkiye’de Diziler ve Sosyal Medya İletişimi

Ülkemizde Sosyal medya kullanıcılarında giderek artan Twitter kullanımı ve markaların ürettiği içeriklerle ilgili yorumlar her sektörü olduğu gibi dizi sektörünü de etkiledi. Dizilerin oyuncularından çekim kalitesine kadar bir çok konuda kullanıcı yorumları daha iyi projelerin hayata geçirilmesi ve hatta dizinin konusundaki değişikliklere kadar etki etmeye başlayacak gibi görünüyor. Kanalların ve yapım şirketlerinin bu konudaki sosyal medya yaklaşımları farklılıklar gösterecektir ancak şu ana kadar gördüklerimiz ileriye dönük olarak umut vaad ediyor diyebilirim.

Örnek olarak gözüme çarpan bir kaç olayı paylaşmak isterim;

Bir kaç hafta önce başlayan TRT’nin bizi geçmişe götürdüğü 80’ler dizisi sosyal medyanın aktif kullanımı için güzel örneklerinden birini yaptı. Dizi sırasında ekranın sağ altında çıkan hashtag ve soru ile kullanıcıları diziyi izlerken tweet atmaya yönlendirdi. Aslında bu etkileşim bir kısım için “Yahu diziyi izliyorum zaten ne uğraşacağım” dedirtse bile özellikle o dönemi yaşamış kişiler için bir eğlence kaynağı olabiliyor. Dizi sırasında çıkan “80’lerde favori şarkınız?” sorusuna kullanıcılardan gelen cevaplar azımsanmayacak düzeyde oldu. Daha önce eğlence programları ve Talk show’larda sunucunun birerbir dile getirmesiyle gönderilen twit’ler böylece farklı bir şekle bürünmüş oldu. Aslında bunun kullanıcı tarafındaki etkileşimi bir yana projeyi hayata geçiren yapım ekibi içinde büyük önemi bulunuyor. Çünkü atılan mesajlar dizinin izlenmesini ve kullanıcı katılımını gözlemlemek yanında senarist grubu için yeni malzemeler, kostümcü için yeni kostüm fikirleri, yapımcı için ise dizinin daha ilgi çekici hale getirilmesi için yeni fikirleri içinde barındırıyor.

Tabi işin bir de eleştirisel tarafı bulunuyor. Mesela yapılan dizinin kalitesi, oyuncuların temsil ettikleri karakteri taşımaları vb. konularda bu mesajlar için görülebiliyor. İzlediğimiz bir dizideki kötü karakterin rolünü iyi oynaması ona olan nefreti mesajlara taşırken iyi bir karakterin takdiri de aslında o dizide ne kadar başarılı bir durumda olduğunu gösterebiliyor.
Bu konuda yapım şirketlerinin sosyal medyanın “User Generated Content” özelliğini çok dikkatli kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Behzat Ç.” isimli dizinin böylesine sevilmesi, internet platformlarında, sitelerde ve diğer bir çok yerde bu kadar yoğun konuşulması, oyuncuların bireysel olarak performanslarının kullanıcılar tarafından takdir edilmesi buna en güzel örneklerden biridir. Aynı şekilde Show TV‘de yayınlanan “MUCK” isimli dizinin sosyal medyadaki eleştirileri, dizinin konusu hakkında yapılan negatif yorumlar ve oyuncu performanslarıyla Trending Topic olması kurumların da vezir ya da rezil olabileceğini çok net olarak gösteriyor.

Aslına bakılırsa kanal yöneticilerinin sosyal medya platformlarındaki statik iletişimi bir yana bırakıp onları temsil eden  diziler hakkında sosyal medya iletişimi yapmaları, sosyal medya monitoring uygulamaları ile dijital dünyada kendi ratinglerini takip etmeleri ve belki de sonraki sezon dizi çalışmalarında izleyicilerinin düşüncelerini değerlendirmeleri çok büyük bir artı sağlayabilir. Bu kadar büyük bir tüketim toplumunda, sunulacak medya çalışmalarının ifade ettiğim gibi takip edilmesi aslında hem hedef kitle hem de kullanıcı tercihleri anlamında büyük bir avantaj sağlayacaktır. Özellikle 25-40 yaş aralığındaki büyük çoğunluğun neden televizyon dizileri ya da programlarını izlemek istemediklerini görmek, onlar için üretilebilecek çalışmaları planlamak bu şekilde aslında çok daha kolay olacaktır düşüncesini savunuyorum.

 

Sevgiler, saygılar, bol ratingli ve etkileşimli günler dilerim…

Tagged : / / / /

Bir Hayali Gerçekleştirdiniz. Teşekkürler!

Hatırlarsınız 21 Mayıs tarihinde yaratıcılarından olduğum Men E Men projesi hakkında bir rüyamdan bahsetmiştim. O günden sonra o kadar koşturduk o kadar çok şey yaptık ki ancak şimdi bir kaç cümle ile size gelişmeleri anlatabiliyorum.

21 Mayıs tarihli o yazımdan sonra bir çok değerli destekçemizin oyları bize destek olarak geldi. 1 Haziran günü sonuçlanan oylamada birinci olamadık ama çok az bir oy farkı ile ikinci olmayı başardık. 12-13 Haziran tarihlerinde gerçekleşen ödül törenine katılamadık ancak bu ödülün coşkusunu ekip olarak burada yaşadık.

Bu yazıyı yazarken biraz duygusal biraz da heyecanlı bir şekilde nasıl cümleler kuracağımı bilemiyorum. Bu süreçte bizi yalnız bırakmayan, desteklerini esirgemeyen, mesajları ile bizi motive eden herkese çok teşekkür ederim. Bu aslında yalnızca bizim değil sizlerin de ödülüdür.

İnşallah sizler ve ekibimiz daha bir çok güzel haberi birlikte kutlarız. Yeni sezonda bomba gibi bölümler ve yepyeni süprizlerle sizlerle olacağız.

 

Sevgiyle kalın!

Tagged : / / / / /

Bir minik mucizemiz var

Cümleler nasıl başlamalı bilmiyorum. Aşağıda okuyacağın yazı bir duygu depreşmesi sırasında yazıldı ve bir kenara koyuldu. Hani bazı yazıların yada bazı sözlerin olgunlaşma zamanları vardır ya, belki de bu yazı için şimdi doğru zamandır. Bizimle bu mucizeye şahit olan herkese teşekkürler!
Ağustos ayının sıcağında bir gün öncesinde geçirdiğim kolonoskopi ağrısıyla ofisteyim. Yaz günü işler azalır diye düşünürken aksine yine bir sürü koşturma içindeyim. Tatilden geleli henüz 1 hafta olmuş ama içim denizi özlüyor. Bir telefon kapanıp biri açılıyor, önümdeki bilgisayar ekranında devamlı değişen görüntüler ve baş ağrısı ile birlikte çalışıyorum. Arada annem, Genco ve İnanç arıyor nasıl olduğumu soruyor. İyiyim allahtan ve konuşup kapatıyorum.

Sonra telefon çalıyor karşımdaki hayatımın Evreni! “Akşama bir doktora gitmemiz gerekiyor” diyor. Korkuyorum! Sesinde bir farklılık seziyorum ama anlamıyorum. Ne olduğunu soruyorum, hafif bir sesle “Belki bir bebeğimiz olabilir” diyor. O sırada kendi yüzümü görmeyi çok ama çok isterdim. Hemen doktorla görüşüyor ve akşam 19:00’a randevu alıp bana haber veriyor. Mesaimin ondan sonraki kısmında nasıl çalıştığımı bilmiyorum. İnsan hayatında kendine hep bir hedef koyuyor. Büyümek, adam gibi adam olabilmek, statü sahibi olabilmek, tutunabilmek, kalbini temiz tutabilmek ve daha bir çok şey! İşte benim hedeflerimden en önemli olanı ise iyi bir eş ve baba olmaktı. Eş olabildim mi onu Evrenime sormak lazım ama baba olabilmeyi doktorun teşhisi sonrasında öğrenecektim.

İş çıkışı koşturarak eve gittim. Evrenim hazırlanıyordu. Birbirimize baktık gülümsedik, ikimizde kocaman çocuklardık aslında ve ne olacağımızı bile bilmiyorduk. Üstler giyinildi, taksiye binildi. O nefret duyulan İstanbul trafiğinde kuş misali kısa sürede Nişantaşına ulaşıldı. İkimizinde ağzından çok kelime dökülemiyordu. ikimiz de şaşkındık!

Sıranın gelmesini beklerken kafamda tek bir soru vardı. Acaba gerçek mi? bu yaşanılanlar gerçek mi?
Belki bu satırlar sana klişe gelebilir ama benim için ne kadar değerli olduğunu anlatmak için doğru cümleleri şu an seçemiyorum. Sıra bize geldiğinde dizlerimin bağı çözülmedi ama bu çiftin içinden doğacak üçüncü bir kalp atımını duymayı o an herşeyden çok istiyordum.

Doktor Evrenim doktor olduğundan kendisinin okuldan hocasıydı. Benim için ise dünyanın en güzel insanıydı. Kısa bir konuşma ve belirtilerin dinlenmesi sonrasında “Haydi” dedi. “Haydi gelin bir bakalım neler oluyor içeride!”

Dünyanın en güzel kadını Ultrasonografi odasına girdi ve masaya uzandı. Jeller, makinenin hazırlanması vs. derken işte zaman gelmişti.

Ve işte o an!
Dünyadaki tüm dinlerin, tüm inançların ve varoluşun kaynağı oradaydı. Orada bir toplu iğne başı kadarlık dev cüssesi ve ruhuyla oradaydı. O an duyduğum hissi, duyguları anlatmam mümkün değil!

Siyah beyaz bir kağıda basılı ilk fotoğrafını uzattı doktorumuz, “Al bakalım baba” dedi. 2013 Nisan ayında kucağımıza alacağımız o mucizenin ilk sıcaklığını o an hissettim, hissettik, hissetmeye devam ediyoruz. Doktor ile vedalaşıp muaynane kapısından çıktığımızda ikimizde sadece belli belirsiz gülümsüyorduk. Evrenim sessizdi, konuşmuyordu. Apartmandan çıkıp nişantaşı’nın kalabalığına karıştığımızda bir an yüzüne baktım. Sadece önüne bakarak gülümsüyordu. O an aklından geçenlerin yüzüne yansığını gördüm. O gülümseme bir an azalmasın diye dünyalarla savaşabilecek ben o an tüm Nişantaşı kalabalığını öpücük yağmuruna tutabilirdim. Sustum!

İşte o günden bugüne kadar tam 6 ay geçti. Mucizemizin bir erkek olduğunu öğrendik. Sağlıklı sıhhatli olduktan sonra cinsiyeti önemli değil dedik. Zaten başka ne denilebilir ki! Dört yıldır devam eden bu aşkın meyvesini aldığımızı bilmek bile bizim için yeterliydi. Şimdi mucizemiz Evrenimin göbişinde büyüyor, her akşam elimi koyduğumda bana bi beşlik çakıyor (tekme atıyorda olabilir)

Büyürken bizi de büyütüyor, olgunlaştırıyor. Bakalım daha neler öğretecek, neler gösterecek.

Bu yazıyı başında sonuna eksiksiz okuduysan gözlerini benim için 1 dakikalığına kapat. Mucizemizin gülümsemesini göreceksin. O seni de mutlu edecek.

 

Paylaşmak istedim. Görüşürüz…

Tagged : / / / / /

İstenmeyen SMS Reklamlarından Kurtulmanın Kesin Çözümü

ildiğiniz gibi 1 Mayıs 2015 tarihinde BTK izinsiz SMS reklamları konusunda koyduğu yasakları yürürlüğe aldı. Bu tarihten sonra markalar reklam içerikli olan sms mesajlarını izinsiz olarak herhangi bir kişiye gönderemeyeceklerdi. Tabi bu durum böyle mi oldu? Hayır! 

Bu tarihten sonra hem kendi telefonuma hem arkadaşlarımın telefonlarına o kadar fazla ve gereksiz sms reklamı geldi ki bu yasak nasıl uygulanıyor nasıl takip ediliyor hiç anlamadım. Mesaj içeriklerine baktığımda ise başta illegal bahis şirketleri, oteller, turizm şirketleri ve bunun gibi bir sürü merdiven altı şirket hala o mesajlardan dönüş alacakları düşüncesiyle gönderime devam ediyorlar.

Eğer siz de bu gibi izniniz olmadan size sms mesajı atan yerlerin kurbanı olduysanız aşağıdaki çözüm tam sizin ilacınız olacak. Çözümüm çok kolay ancak gelen mesajları silmemiş olmanız gerekiyor. Daha doğrusu bu çözümü uygulamanız için mesajın metni gerekiyor. Başlıyoruz;

Ön açıklama: BTK koyduğu bu yasaklar nezninde sms mesaj gönderimini hizmet olarak sunan iletişim şirketlerinin her birine özel bir kod numarası vererek bu şirketler üzerinden yapılan gönderimlerde bu kodların kullanımını mecburi tutmuştur.

1- Kurtulmak istediğiniz sms mesajlarınızdan birini açın ve yukarıdaki gibi belirtilen B ile başlayan kodu bulunuz.

2- BTK sitesinde bulunan listeyi güncel listeyi açıyor ve bu listeden ilgili kodun sahibi olan şirketi buluyoruz. Listeye ulaşmak için buraya tıklayın.

3- Listedeki şirketin sitesine Google üzerinde küçük bir arama ile ulaşabilirsiniz. Ulaştığınız sitelerin hepsi zaten mimli olduğunu bildiği için başlarına bela almamak için “Gönderim listemizden çıkmak için tıklayın” gibi bir bölüm açmışlar. O bölüme girip 10 saniyede telefon numaranızı yazarak listelerinden çıkın. İşte bitti…

Bazı şirketler böyle bir bölüm açmasa bile iletişim formlarından atacağınız bir mesaj yada kendilerini telefonla aramanız halinde de gerekli desteği veriyor. Hatta bir tanesinin telefonunu aradığımda direkt sesli yanıt sistemi ile gönderim listesinden çıkış işlemi yaptırdı. Yani adamlar o derece bu dönüşlere alışmış.

Siz de artık bu mesajlara dur demek isterseniz direkt bu şekilde kurtulabilirsiniz. Alternatif olarak bu kodu kullanmadan mesaj yollayan bir numara varsa E-Devlet sitesi’nin BTK başlığında izinsiz SMS ihbarı yaparak telefon numarasından bir takip başlatılmasını sağlayabilirsiniz.

Tagged : / / /

Arabesk – Mutlu Yıllarımızın Müzikali

Geçtiğimiz hafta uzun süredir söz verdiğim ve gidemediğim için kendimi suçlu hissettiğim bir şeyi yaptım. Tiyatroya gittim. 25 yıllık arkadaşım İrfan Kangı’nın yazdığı ve bir o kadar sevdiğim Dost Elver’in yönettiği Arabesk müzikalini izlemek için Profilo Kültür Merkezi’ndeydim. İşte şimdi bu oyuna dair düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim…

(more…)Tagged : / / / / / / / / / / / / /

Internet’te Güvenli Platform ve Uygulama Kaldı mı?

Her sene farklı farklı yerlerde patlak veren kişisel verilerin çalınması, paylaşılması yada pazarlanması konusu aslen internet dünyası ile yakından ilgilenen kişiler için çok şaşırtıcı bir durum değil.
Özellikle son haftalarda Facebook ve Cambridge Analytica ile başlayan daha da ön plana çıkan bu konuda şimdilerde insanların aklına “Peki güvenli bir alan yok mu? Verilerimiz bunların elinde mi komple abi ya?” sorularını daha çok gündeme taşıdı.

Öncelikle evet artık güvenli bir alanımız kalmadı. Ama bunu biraz da biz yani insanlar kendi eliyle yaptı. Sosyal medya’nın temellerinin atıldığı IRC döneminden bu yana bir çok küçük yada büyük girişimci oluşturdukları yapılarda attığınız her adımı bir bir kaydetmeye başladı. Aslen bunu yapmaları da gerekiyordu çünkü bu ekosistem içinde varlıklarını sürdürmeleri için bu önemli verileri analiz edip sonraki adımlarını belirlemeleri gerekiyordu. Ancak sosyal medya ve dijital iletişim o kadar hızlı büyüdü ve hayatımıza o kadar hızlı girdi ki bu değişim sırasında kimse bunun arkasını gerçek anlamda eşelemedi yada eleştirmedi.

Peki biz buna nasıl boyun eğdik diyecek olursanız bunun ilk başlangıçlarından biri mail servisleri ile karşımıza çıkıyor. Google, Yahoo, AOL vb. bir çok dünya devi şirketin sunduğu ve uzun süredir kullandığınız mail adreslerinizdeki milyarlarca mail üzerinden ne konuşmalar yaptınız, kimlerle iletişime geçtiniz, kimlere neler gönderdiğiniz ve neler aldığınızı bir düşünsenize?

Sonrasında hayatımıza Facebook platformu girdi. Adımız, soyadımız, doğum tarihimiz, yediğimiz içtiğimiz, gittiğimiz mekanlar, arkadaşlarımız, ailemiz, iş ve sosyal çevremiz gibi zilyon tane olayı kendi elinizle oraya yükledik. Amcamlarla yemek qeyfiii, kız arkadaşımla tatil pozları, eşimle mangal zamanı başlıklı kaç milyar içerik olduğunu hayal edin bir de… İşte bunları yaparken hiç kimse bir gün bu verilerin çalınabileceğini, adımıza kullanılabileceğini, hatta son olayda olduğu gibi siyasi görüşünüze göre size karşı kullanılabileceğini düşünmedi. Düşünmez de! Neden? Çünkü bu insanların sosyal çevrelerinde yaptıkları bir ego tatmini. Bir çeşit kendini tatmin aracı haline geldi.

Peki yeniden bugüne döndüğümüzde güvenli bir alan arama düşüncesine sizi iten ne? Tamam artık bilgilerinizin güvende olmadığını fark edip bir posta ter attığınıza göre daha net tehlikelere gelelim.

Şimdi elinize telefonunuzu alın ve içinde yüklü olan uygulamalara bakın.
Şimdi bu telefonda bulunan uygulamaların hangisini yüklediğinizde size sorulan izinlere onay verdiğinizi, kullanmaya başladığınızda bir süre sonra sizden hangi teknik detaylara ulaşmak istediğine dair sorduğu soruları düşünün. Ben size kısaca sorularını ve potansiyel tehlikeleri sıralayayım.

Bu uygulama albümünüze erişmek istiyor. Onayla?

Açıklaması: Şimdi canısı ben artık senin fotoğraf albümüne erişebilirim, içerisinde bulunan materyaller üzerinde işlem yapabilir, albümüne içerik kaydedebilir, kaydedilmiş içerikler üzerinde değişiklik yapabilirim. Ondan sonra da seni uzaktan izleyip kıs kıs gülebilirim. Hatta bunu şimdi yapıyorum. Hahaha!

Bu uygulama kamera kullanımına ihtiyaç duyuyor. Onayla?

Açıklaması: Kanka şimdi cihazındaki kamera uygulamasını hem sen istediğinde hem de ben istediğim zamanlarda açabilirim. Senin çektiğin fotoğraflara yada videolara göre kendime veri alabilirim. Kameran benim elimde, sen “küçük bi onay verdim ne olacak yeaaa” diye düşün. Ok öptüm kib bye

Bu uygulama mikrofona erişmek istiyor. Onayla?

Açıklaması: Uygulama içerisinde mikrofondan ses kaydına ihtiyacım var. Ancak eğer istersem senin herhangi bir zamanda sesini de kaydedebilirim. Ne var bunda canım belki seni özlediğimde dinlemek istiyorum. Ha tabi yapacağım ses kaydını analiz ederek senin söylediklerine göre sana internet üzerinde reklam da gösterebilirim.  Sonra senin söylediklerinden hareketle sana ilgi duyabileceğin içerikler gösterebilirim. Yani seni istediğim gibi kullanabilirim. Anladın?

Sana bildirimler göndermek için onayına ihtiyacımız var. Onayla?

Açıklaması: Sen her ne kadar Spam SMS sevmesen dahi nasıl olsa bizim uygulamayı yükledin. Artık daha medeni şekilde sana uygulama içerisinden mesajlar gönderebilirim. Hatta istersem senin benim uygulamamda onay verdiğin diğer özelliklerden hareketle (mikrofon, kamera) aktivitelerini gözlemleyip senin en müsait zamanlarını analiz ederek o bildirimleri sana en doğru zamanlarda gönderebilirim. E sen de eşek değilsin kabul et!

Bu uygulama telefon defterine erişmek istiyor. Onayla?

Açıklaması: Hacım şimdi sen zaten elimizdesin. Bi çeşit bizim evin çocuğu oldun gibi yani. Şimdi ikinci adımda bizimle işbirliği yapman lazım. Neden çünkü bize sadece senin verilerin nasıl yetsin? Şimdi paşa paşa o tuşa bastığına göre ben senin rehberindeki isimleri alırım, onları platformlar üzerinden doğrulayıp senin arkadaşlarının, yedi ceddinin hatta sülalenin öhmmm… verilerini alır onları da kendime kul köle etmek için kullanabilirim. Peki bunu nasıl mı yapacağım? Alırım o verileri, o telefonlar kime aitse sosyal medya platformlarında hedeflerim, onların karşısına reklamlarımı çıkarırım, “Bak Seyfi de bu uygulamayı kullanıyo senin ondan neyin eksik” derim ve düdüğü öttürürüm. E zaten bu uygulama gibi başka uygulamalarım da var. Baktım eğlenmeyi seviyo “Gel bizim uygulamaya ver verilerini senin adının anlamını kızılderili dilinde söliim” derim. Ne bileyim “Benim x uygulamamı yükle de senin çevrendekiler seni telefonuna nasıl kaydetmiş gör” derim.  Yani bizde yol çok sen sıkma canını…

Bu uygulama sizin telefon görüşmelerinize ve mesajlaşma bilgilerinize erişmek istiyor. Onayla?  (Bu işin sıvama versiyonu, bunu da isteyen sürüyle uygulama var)

Açıklaması: Buna onay verdiğine göre oğlanın düğününü yaptık demektir. Senin aramalarının ses kayıtlarını alırım, kimi aramışsın, kiminle daha çok görüşmüşsün, hangi markaların telefonlarına ilgilisin bakarım. SMS üzerinden kimler sana ulaşıyor, hangi markalar ile daha fazla iletişimde oluyorsun öğrenirim. Sonra baktım sen bu konularda yetkili bi abiye benziyorsun o zaman alırım datalarını telefon operatörlerine, markalara vb. üçüncü partilere kanıtlarıyla birlikte pazarlarım. Sen o oyunda iki kuşu bi kutuya sokmaya çalışırken ben senin sülaleni sıradan geçiririm. Yani konu kapanmış sıkma kendini gevşe canımmm.

Bu uygulama senin adına paylaşım yapmak istiyor. Onayla?

Açıklaması: E bizim uygulamayı yükledin, e sabah akşam elinden düşürmediğine göre belli ki beğendin. Neden arkadaşların bundan mahrum kalsın ki? Sen onayı verdin zaten, ben şimdi onlara afilli bir mesaj çakarım hepsi gelir daha güzel ortam yaparız. Ha bazen bu mevzu biraz maraz çıkarabiliyor ama onunda yolunu buldum. Senden bilgileri aldım ya bir süre beklerim. Hepsinin senin profilin üzerinden aktivite zamanlarını analiz eder en müsait zamanda koyarım çocuğu! Naabalım be karşim geçim dünyası biliyosun.

Bu uygulama aktif konumunu kullanmak istiyor. Onayla?

Açıklaması: Canım şimdi biz verileri senden alıyoruz ya, haliyle zincir mağazasıdır, turizm firmasıdır  benzeri bir sürü işte kullanmak için elimizde tutuyoruz. E şimdi sen gittin tatile, markalar “x abimiz tatile bizim buralara gelmiş önüne bir reklam düşürmeyelim mi?” demezler mi? Onların da seni sömürmeye hakkı yok mu?
Ayrıca ben bu uygulamamda kullanmasam da Y uygulamam üzerinden sen ordasın diye sana özel fırsatlar sunmayayım mı? E bizim çocukların karnı nasıl doyacak? Bunları hiç düşündün mü? Neyse daha fazla birbirimizi kırmayalım. Zaten verdin onayı sonra görüşürüz.

Bu uygulamayı kullanmak için Facebook arkadaş listene erişim izni vermelisiniz? Onayla?

Açıklaması: Canım benim tamam anladım arkadaşların adının anlamını, en çok hangi ünlüye benzediğini, hangi ünlü ile aynı kaba mıçtığını görmek isterken sen de mahrum kalmak istemiyorsun. Haklısın balım, haklısın kuzum! İşte bu verdiğin izinle sen amacına kavuşacaksın ben de senin tüm arkadaş listene, onların yedi ceddine ulaşıp verilerini alacağım. Sonucunda sen 2 dakikalık zevk için benimle bunları paylaşacaksın ama günün sonunda kalelerde saraylarda ben yaşayacağım. E ama benim de Ferrari almaya, arkadaşlarımla İbiza’da partilemeye hakkım yok mu? var dimi var var…

Yani peki bittik mi?

Günün sonuna geldiğimizde diyeceğim şudur. Verilerin işlenmesi, analizi ve pazarlanması 2000’li yıllardan önce başlamış olan bir konu olup halen dünya çapında kontrol altına alınamamıştır ve alınması da kolay kolay mümkün olamaz. Bu konuda web üzerinde haberler okuyabilir, araştırma yapıp markaların bu başlıktaki düşüncelerini görebilirsin. Ancak işin arkasındaki karanlık bölgeyi bilmen mümkün değil.
Neden Facebook, Twitter, Instagram, WhatsApp (ki instagram ve WhatsApp’da aslen Facebook) vb. dünya devleri bu kadar büyük veri merkezleri kurup adını telafuz edemeyeceğimiz büyüklükteki verileri elinde tutuyor bir düşünsene! Biz bu bilgileri kesinlikle başkaları ile paylaşmıyoruz açıklamaları sence gerçekten ama gerçekten samimi mi?

Yani işin özü, tüm bilgilerin, banka aktivitelerin, yaptığın alışveriler, evine verdiğin yemek siparişleri, ilgi alanına dair yaptığın paylaşımlar, gittiğin yerler, özel günlerin, ailene ait alt detaylar, aldığın hediyeler, gönderdiğin çiçekler ve daha bu yazıda toplayamayacağım tüm başlıklar bu markaların zaten eline geçmiş durumda. Bu sebeple internet üzerinde ister sosyal detoks yap, ister hesaplarını kapat, ister hesaplarından kayıtlı içerikleri silip kendini güvene aldığını düşün yada otur ağla ama gerçek şu ki internet üzerinde kesinlikle bilgilerin güvende olmayacak.

Son 15-20 gündür piyasamızın bir çok yetkili abileri televizyonlarda ve internet üzerinde “Şimdi ne olacak? Bu işin sonunda kullanıcılar kendini nasıl koruyabilir?” başlıklı açıklamalarını gülerek takip ediyorum. Çünkü verilerden oluşan bu ekosistemde devamlı olarak yeni uygulamalar, yeni platformlar ve ihtiyaç duyacağınız yeni uygulamalar çıkmaya devam edecek. Kısaca ya bu deveyle selfie çektirip paylaşacaksın yada bu dünyanın nimetlerine karşı ruhunu satacaksın. Başka yolu yok!

Not: Sen şimdi bu yazıyı okurken ben site istatistiklerinden yaptığın şeyleri, kaç kişinin bu sayfada bu yazıyı okuduğunu, kimlerin hangi sayfada zaman geçirdiğini ve hatta şu anda bu satırları okurken mouse’ını hangi yöne oynattığını, hangi işletim sistemiyle hangi şehir / ilçeden giriş yaptığını biliyor olacağım. İşte bu dünya bu kadar şeffaf…

Tagged : / / / / / / / / /

Aile Arasında Bir Komedi

Uzun süredir sinema filmi izlemek için sinemaya gidemeyen ben 2018’in ilk gününde Aile Arasında filmini izlemek için sinemaya gittim. Peki nasıl buldum? Gelin anlatayım!

Öncelikle Türk sinema filmlerinde bence son yıllarda oluşan kalite düşüklüğünü savunan biri olarak bu algıyı kıracak bir film ortaya çıktığını söyleyebilirim. Çok mu kaliteli? Hayır, çok mu reklam dolu? Gizliden gizliye… Film ilk vizyona girdiği hafta Gülse Birsel’in konuk olduğu bir programda bu projenin kendisinin ilk uzun metraj çalışması olduğunu dinlemiştim. Kendisi günümüzün şartlarındaki parçalanan aile olgusunu kendi üslubuyla yorumlayarak ve içine de zeki bir mizahi taraf ekleyerek bu filmi ortaya çıkarmış. Film aslında hem günümüzdeki ekonomik darboğazın yirmi küsür senelik bir evliliği nasıl bir anda parçaladığını, hem bir esnafın bu ekonomik ortamda nasıl zarar gördüğünü hem de söylenen pembe yalanların hayatı ne hale getirebileceğini esprili bir dille anlatmış.

Oyunculara Gelecek Olursak

Ana karakterler olan Demet Evgar ve Engin Günaydın’ın performansları gerçekten iyiydi. Gülse Birsel işin senaristi olduğundan kendisini daha az planı olan bir karakter olarak yazmış ama gerçekten duygusuz düz bir kadının nasıl olduğunu da göstermiş. Benim kendi adıma en çok güldüğüm karakter ise filmde çok az planı olmasına karşın ailenin gelinini oynayan Devin Özgür Çınar oldu. Prozac kafasını dolu dolu yaşayan gelinin film içerisindeki sahnelerini biraz dikkatle izlerseniz gülmekten yerlere yatabilirsiniz. Tabi Ayta Sözeri’nin filmdeki muhteşem müzik yorumları da tartışılmaz. Zamanında sigarayı bıraksaymış daha da iyi olabilirmiş ama 🙂

Genel olarak baktığımızda ise filmin tüm oyuncuları iyi bir performans göstermişler. Aslında bakarsak film o eski aile filmlerinin sıcaklığını veriyor ve gişede parasını ödeyip izleyen kişiye sunduğu vaadi gerçekleştiriyor. Ancak konusu ve senaryo örgüsüne baktığımızda çok daha önemli mesajları barındırdığını düşünüyorum. Günümüzde bir çok aile maddi olanaksızlıklardan, para problemlerinin getirdiği psikolojik baskılardan yıkılabiliyor. Film çıkış noktası itibariyle bunu gösterirken devamında aslında bu aile içerisinde olabilecek duyguların farklı bir yapıda da evli olmadan sağlanabileceğini, o birlik olma duygusunun da elde edilebileceğini gösteriyor.

Filmin hoşuma giden tarafları kadar kendimce hatalı bulduğum tarafları da olmadı değil

Son yıllarda filmlerin finanse edilmesi adına sponsorların göze sokulmasına zaten alıştık. Beklenmedik bir yerde bazen komik bir şekilde girilen planlar insanları rahatsız ediyor. Örneğin filmin bir sahnesinde Engin Günaydın sokakta ailece yürürken önüne gelen bir topu alıp bir okulun bahçesine giriyor ve arkasından oradaki çocuklarla top oynayıp gol atıyor. Tamam böyle bir sahne olabilir de sonrasında kocaman okulun adını orada göstermek hiç mantıklı olmamış. Aslen bakarsanız bu okula da zarar verir. Neden? Çünkü Engin Günaydın topu alıp o okula şak diye girebiliyor. Yani o okulun kapıları açık ve sivil biri bile rahatça okula girebiliyor. Bunun dışında göze net şekilde sokulmayan ancak filmi izlerken biraz bu konularda bilgi sahibiyseniz görebileceğiniz başka sponsorlar da görülebiliyor. Ancak bunu sadece bu filmli yermek anlamında söylemiyorum. Çünkü bu gibi uygulamalar marka / film yapımcıları arasındaki iletişimden hareketle bir çok zaman meydana gelebiliyor.

Günün sonunda bakacak olursak film kendini satıyor

Güldürüyor, düşündürüyor hatta yer yer hüzünlendiriyor. Sosyal medya ve eleştirmenlerin görüşlerine bakacak olursak şimdiden önemli bir kitlenin de olumlu puanlarını aldı. Umarım gişeleri bol olur. Eğer samimi bir film izlemek ve biraz da gülümsemek isterseniz Aile Arasında bu dönemde önereceğim filmlerden biridir. Umarım önümüzdeki dönemde seviyeyi yukarı taşıyacak bu ve bunun gibi projeleri daha sık görürürüz.

Tagged : / / / / / / / / / / / / /

Neredeydim nerelere geldim!

Uzun zaman oldu blog için yazı yazmayalı ama bu süre içerisinde bir çok şey yaşadım. Haydi gelin bu süre içerisinde neler yapmışım kısaca bakalım.

Blogum bildiğiniz üzere yaklaşık 7-8 ay önce hacklendi. Ha Beyinereksiyonu gibi 8 yaşında bir blog sayfası neden hack edilir ona da anlam veremiyorum o da ayrı. Herhalde biri zevk için dadandı.

Bu süre içerisinde hayatımda önemli sayabileceğim değişiklikler oldu.
Öncelikle hayatıma bir Deniz girdi. 2013 Nisan ayında kollarımıza aldığımız oğlumuz şimdi 4.5 yaşına geldi. Bu süre içerisinde aile ve çocuk yetiştirme anlamında bir sürü şey öğrendim. Kısacası Deniz büyürken bize de bir sürü yeni şey öğretti. Bir baba olarak bu noktada deneyimlerimi isteyen tüm baba adayları ile paylaşabilirim. Aslen bu konuda blogda yazılar da yayınlamayı düşünüyorum. Normalde bu süreç bir çok baba adayına karışık gelse de eşiniz ile iyi bir işbirliği ve araştırma ile çok güzel zamanlar yaratabiliyorsunuz. Hatta bazen çocuğunuzla birlikte ürettiğiniz şeyler çok kreatif olabiliyor. Neyse bu konudaki düşüncelerimi ayrıca yazarım.

İş konusunda da önemli bir değişiklik yaşadım ve 2010 yılında başladığım şirket çalışmalarımı 2016 Temmuz ayında noktaladım. Hatta geçtiğimiz 16 aydır da freelance olarak yine sosyal medya konusunda çalışıyorum. Markalara danışmanlık verip onlarla ilgili projeleri hayata geçiriyorum. Bu da aslında kendi sektöründe freelance olarak çalışmaya cesaret edecekler için önemli başlıklar barındırıyor. Çünkü masa başında dirsek çürüten arkadaşlarım nasıl yapsam da ben de bu sisteme geçsem diye düşünüyor. Bu konuda da önümüzdeki dönemde süreci kendimce yorumlayacağım.

Freelance hayat hakkında söyleyebileceğim en önemli şey hayatın size kalması. Eğer öz disiplininizi sağlabiliyor ve normal bir mesai mantığındaki gibi programlı şekilde çalışabiliyorsanız kişisel hayatınız için muhteşem bir kazanım sağlıyorsunuz. Yani gerçekten hayat size kalıyor denilebilir.

Freelance hayatta kendime kalan süreleri de aktif olarak kullanmak adına bazı çalışmalar yaptım. Bunlardan en değerlisi ise Hakan Çamoğlu tarafından hayata geçen Videobu eğitim platformu ile işbirliği oldu. Son 3 senedir Vidobu ekibine katılarak Sosyal medya konusundaki bilgi birikimimi video dersler ile meraklılarına anlattım. Onlardan sorular aldım, hatta bazılarına sosyal mecralar üzerinden elimden geldiğince anlattığım konulardan hareketle destek oldum. Eğer bu konudaki derslerime ulaşmak isterseniz Vidobu web sitesine ulaşarak inceleyebilirsiniz. Linki de şuraya bıraktım.

Bunun dışında hepinizin olduğu gibi yaşam mücadeleme devam ediyorum. Oğlum ve eşimle hayatın bunaltıcı stresine inat farklı deneyimler yaşamaya, yeni yerler görmeye, yeni şeyleri deneyimlemeye çalışıyoruz.

Umarım bu süre içerisinde siz de kendinize, yüreğinize iyi bakmışsınızdır. Sanırım bundan böyle daha sık yazacağım.

Ha son bir hatırlatma! blogumda yaşadığım bu problem sonrasında yazılarımı kurtarsam da görsellerin bir çoğunu kaybettim. Bu sebeple geriye dönük yazılarımın bir kısmını halen sadece metin olarak yayınlayabildim. Zamanlar onlardaki bu eksiklikleri de kapatacağım.

Şimdilik kendinize iyi bakın!

Tagged : / / / / / / / / /

İçimden geldi – Çocuk

Geçenlerde bir çocuğa takıldı gözüm. Yorgunluktan biraz sıyrılmak için dışarıyı izlerken karşı kaldırımdaydı. Dükkanlar ve bir sürü insan kalabalığı arasında bulabildiği tek boş ve düz alanda bir topun arkasından koşuyordu.
Yanında kimse yoktu çocuğun, yalnız başına oynuyordu. Bu zaten başlı başına bir acı verdi bana. Tek başına amaçsızca bir topa vuran ve karşısında onun yaşında topu karşılayıp ona atacak olan biri olmayan bir çocuk nasıl mutlu olabilirdi?

Ama o inatla topa vurmaya devam ediyordu. Restorandaki masaların altına giren topu alıp kendi kendine hamleler yapıyor ve vurduğu topu yine kendi karşılıyordu.

Şimdi bu yazdıklarım yaşınızla orantılı olarak size komik, garip hatta saçma bile gelebilir. Ama eğer bir babaysanız ve o çocuğun yerine kendi çocuğunuzu koyabiliyorsanız çok fazla şey ifade ediyor.

Bizler maalesef çocuklarımızı beton yığınları arasına, ağaçsız, arkadaşsız, yalnızlıklarına terkeden ebeveynler sürüsüyüz. Çünkü bunu her ne kadar yeni bir baba olsam da bende yapacağımdan korkuyorum. Şimdi belki bazı anne babalar bana “Yahu onunda anası babası alsın bi okula bir kursa falan götürsün.” diyebilir. Peki neden?

Sizin çocukluğunuzda özel spor okulları, yüzme kursları yada benzeri yerler var mıydı? Siz o yan bahçede arkadaşları ile top koşturan, gün batıp karanlık çökünceye kadar arkadaşları ile dışarıda kalan insanlar şimdi bunu çocuklarınıza nasıl yapabilirsiniz?

Onların da bir bedeli olmadan oynamaya, kontrol altında olmadan koşmaya, düşmeye, kalkmaya ve özgürlüğünü doyasıya yaşamaya hakları yok mu? Sizce tüm bu özgürlükleri bir yana koyup onları özel kurslara göndermek, bilgisayarın, tabletin yada dijital oyunların karşısına oturtmak çözüm mü?

işte aslında kendimizle vermemiz gereken savaşın asıl nedeni bu diye düşünüyorum. Biz neydik, onlara ne yaşatıyoruz?

Eğer aşağıya inmek için davrandığımda o çocuk hala orada olsaydı onunla oynayacaktım. Attığı topun karşısında durup ona geri atardım. Belki biraz terletirdim onu, belki yüzünü az önce amaçsızca koştuğundan ve kendi dünyasında mutlu olmaya çalıştığından biraz daha mutlu ederdim. Ama edemedim…

Ben bir dahaki sefere beklemeden gideceğim peki siz?
Bari siz de çevrenizdeki çocukları biraz mutlu edin…

Tagged : / / / / / / / / / / / / /